Zümrüdü Anka

“Eğer  bundan önceki hayat diye bir şey varsa hep düşünmüşümdür ben acaba neydim ki diye.. Hep bir kuşum heralde diye düşündüm.. onlar uçar, göçer, özgürdürler, gelirler sonra yine giderler… Ama sonra yine düşündüm kuşlar da ölüyor… Ama ben her yandığımda yeniden doğuyorum sonra aklıma bir kuş cinsi geldi… ‘ Zümrüdü Anka kuşu’ evet evet bu kuş olmalıydım ben… Çünkü efsaneye göre bu kuş; doğan, bir aşkla yaşayan, acılar içinde yanan  ve ölüp küllerinden tekrardan doğan bir kuş cinsi. Herkes başaramaz bunu herkesin harcı değildir öyle Ankalık… Ben başardım ama her defasında yandım, bittim, küllendim ve tekrardan doğdum küllerimden. Buradan anladım işte hiçbir şeyin sonu olmadığını. Aslında her son bi başlangıç çünkü…Mutsuzluk da öyle.. Başlar ve  biter… Sonra ağlarsın derken birden gülmeye başlarsın, nefes alırsın ve sonra geri verirsin; vermek zorundasın çünkü yenisini alacaksın. Hayatta böyle işte mutlak bir sonsuzluk, kısır bir döngü… Ezilirsin ezilirsin ve sonunda ezildikçe sertleşirsin, sen ezer hale gelirsin.. Yanar yanar tekrardan doğarsın ve sonra ölüm… Herkes korkar ondan ben korkmuyorum çünkü ben zaten öldüm… Ve tekrardan doğdum çünkü aslında ölümde bir başlangıç başka bir sürecin hayatın başlangıcı… Bu yüzden hayat bir macera artık bana. Ne yaşıyorsam sonunun olduğuna inanmıyorum artık! Çünkü o son başka bir sürecin başlangıcı olduğundan heyecan veriyor bana… Hayat bir serüven benim için ve her sonu sevmeye başladım artık ardından gelecek yeni bir ‘başlangıç’ için…”

Bu yazı Genel, Hayat ve Gözlemler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.